Sayfalar

Son Yazılar

7 Ekim 2025 Salı

Orionid Meteor Yağmuru 2025: Gökyüzünde Bir Sonbahar Mucizesi

 




🌌 Orionid Meteor Yağmuru 2025: Gökyüzünde Bir Sonbahar Mucizesi

Yıldızlarla dolu bir geceye hazır mısınız? Her yıl Ekim ayında gerçekleşen Orionid meteor yağmuru, gökyüzünü izlemeyi sevenler için eşsiz bir görsel şölen sunuyor. 2025 yılında bu büyüleyici doğa olayı, 2 Ekim'de başladı ve 12 Kasım'a kadar sürecek. Zirve noktası ise 21–22 Ekim gecesi olacak.

✨ Orionid Meteor Yağmuru Nedir?

Orionid meteor yağmuru, Halley Kuyrukluyıldızı'nın geride bıraktığı toz ve taş parçalarının Dünya atmosferine girmesiyle oluşur. Bu parçacıklar atmosfere yüksek hızla girerek yanar ve gökyüzünde ışık çizgileri oluşturur. Adını, meteorların gökyüzünde Orion Takımyıldızı yönünden gelmesinden alır.

📅 2025 Orionid Meteor Yağmuru Takvimi

  • Başlangıç: 2 Ekim 2025
  • Zirve Gecesi: 21 Ekim gecesi – 22 Ekim sabahı
  • Bitiş: 12 Kasım 2025

Bu tarihler arasında özellikle zirve gecesi, saatte 20–25 meteor gözlemlenebilir.

🌠 Nasıl İzlenir?

  • En iyi gözlem zamanı: Gece yarısından sonra, sabaha karşı saatler
  • Yön: Güneydoğu yönüne bakmanız önerilir
  • Ekipman: Teleskop gerekmez, çıplak gözle izlenebilir
  • Ortam: Şehir ışıklarından uzak, karanlık ve açık bir alan tercih edin

Antalya ve çevresinde gökyüzü gözlemi için ideal yerler arasında Saklıkent, Termessos Milli Parkı ve Köprülü Kanyon gibi doğal alanlar bulunuyor.

🌌 Neden Kaçırmamalısınız?

Orionid meteor yağmuru, sadece bilimsel bir olay değil; aynı zamanda insanın evrenle kurduğu duygusal bağın bir yansımasıdır. Gökyüzüne bakarken geçmişe, geleceğe ve hayallere dalmak için eşsiz bir fırsattır. Özellikle çocuklukta yıldızlara dilek tutanlar için bu gece, nostaljik bir yolculuğa dönüşebilir.

🏷️ Etiketler

#OrionidMeteorYağmuru #MeteorYağmuru2025 #GökyüzüGözlemi #AntalyaEtkinlikleri #HalleyKuyrukluyıldızı #SonbaharGökyüzü #AstronomiTutkusu #YıldızYağmuru #DoğaOlayları #OrionTakımyıldızı


Okuyun >>>

1 Kasım 2024 Cuma

Dinozorların Dünyaya Hakimiyeti: Birden Fazla Faktörün Bir Araya Gelmesi

 

Dinozorların Dünyaya Hakimiyeti

Dinozorların Dünyaya Hakimiyeti: Birden Fazla Faktörün Bir Araya Gelmesi

Dinozorların yaklaşık 160 milyon yıl boyunca Dünya'ya hükmetmesi, tek bir nedenden ziyade birçok faktörün bir araya gelmesiyle mümkün oldu. Bu karmaşık sürecin bazı ana nedenleri şöyle sıralanabilir:

  • Triyas Dönemindeki Büyük Yok Oluş: Dinozorlardan önce yaşayan birçok büyük canlı türü, Triyas Dönemi'nde yaşanan büyük yok oluşta ortadan kayboldu. Bu olay, dinozorların boşalan ekolojik nişleri doldurmasına ve hızla yayılmasına olanak sağladı.
  • Adaptif Özellikler: Dinozorlar, çevrelerine uyum sağlamalarını kolaylaştıran birçok özelliğe sahipti. Bunlar arasında güçlü bacakları, çeşitli beslenme şekillerine uygun diş yapıları ve değişen iklimlere dayanıklılıkları sayılabilir.
  • Çevresel Değişikliklere Uyum: Dinozorlar, Dünya'nın iklim ve coğrafyasındaki büyük değişikliklere uyum sağlayabilen türlerdi. Bu durum, onların farklı ortamlarda yaşamasına ve yayılmasına imkan tanıdı.
  • Yürüme Biçimi: Özellikle iki ayak üzerinde yürüyen dinozorlar, daha hızlı hareket edebiliyor ve daha uzak mesafelere ulaşabiliyorlardı. Bu durum, onların avlanma ve beslenme konusunda diğer canlılara göre avantaj sağlamasına yardımcı oldu.
  • Yumurtlayarak Üreme: Dinozorların yumurtlayarak üremeleri, hızlı bir şekilde çoğalmalarına ve popülasyonlarını artırmalarına olanak tanıdı.

Sonuç olarak, dinozorların Dünya'ya hakimiyeti, şans, adaptasyon ve çevresel faktörlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan karmaşık bir sürecin sonucu olarak değerlendirilebilir. Bu süreç, milyonlarca yıl boyunca devam etmiş ve dinozorların Dünya'nın en başarılı canlılarından biri olmasını sağlamıştır.

Okuyun >>>

16 Eylül 2024 Pazartesi

Ücretsiz blog içerikleri

 İçerik Pazarlamasında Akıllı Çözümler

Ücretsiz blog içerikleri arıyorsanız, doğru yerdesiniz! İçerik pazarlamasının kalbinde yer alan bu içerikler, hem sitenize trafik çekmenize hem de hedef kitlenizle daha güçlü bir bağ kurmanıza yardımcı olur. Peki, ücretsiz blog içeriği nasıl bulabilirsiniz ve hangi kaynaklar size yardımcı olabilir? İşte bu soruların cevapları ve daha fazlası...

Ücretsiz Blog İçeriği Nereden Bulunur?

  • Haber Siteleri ve Dergiler: Güncel olaylar, sektörünüzle ilgili gelişmeler ve trendler hakkında yazılar bulabilirsiniz.
  • Sosyal Medya: Twitter, LinkedIn gibi platformlarda paylaşılan ilgi çekici paylaşımları ve tartışmaları takip edebilirsiniz.
  • Forumlar ve Topluluklar: Konunuzla ilgili forumlarda sorulan sorulara cevaplar vererek veya başkalarının yazdıklarından ilham alarak içerik üretebilirsiniz.
  • Üniversite Çalışmaları: Akademik makaleler ve tezlerden ilham alarak daha derinlemesine içerikler oluşturabilirsiniz.
  • Raporlar ve Araştırmalar: Sektörünüzle ilgili raporlar ve araştırmalar, size veriye dayalı içerikler oluşturma fırsatı sunar.
  • Ücretsiz İçerik Platformları: Medium, Hubspot Blog gibi platformlarda yayınlanan ücretsiz yazılar, size fikir verebilir.

Ücretsiz Blog İçeriği Oluşturmanın Yolları

  • Liste Makaleleri: En iyi 10, 5 adımda gibi başlıklarla ilgi çekici listeler oluşturabilirsiniz.
  • İnceleme Yazıları: Ürün, hizmet veya bir konuyu detaylı bir şekilde inceleyip değerlendirebilirsiniz.
  • Karşılaştırma Yazıları: Benzer konulardaki farklı ürünleri veya hizmetleri karşılaştırabilirsiniz.
  • Sıkça Sorulan Sorular (SSS): Hedef kitlenizin merak ettiği soruları yanıtlayarak bilgilendirici içerikler oluşturabilirsiniz.
  • Dönüştürme Odaklı İçerikler: Okurları eyleme geçiren, örneğin bir ürün satın almalarını veya bir form doldurmalarını sağlayan içerikler oluşturabilirsiniz.
  • Misafir Yazarlık: Başka bloglarda yazılar yazarak hem kendi sitenize trafik çekebilir hem de yeni bağlantılar kurabilirsiniz.

Ücretsiz Blog İçeriği Oluştururken Dikkat Edilmesi Gerekenler

  • Orijinallik: İçerikleri kendi kelimelerinizle ifade ederek özgünlük sağlayın.
  • Kalite: Dil bilgisi ve yazım kurallarına dikkat ederek okunaklı ve anlaşılır içerikler oluşturun.
  • Hedef Kitle: İçeriklerinizi hedef kitlenizin ilgi alanlarına ve ihtiyaçlarına göre hazırlayın.
  • SEO: Arama motorlarında üst sıralarda çıkmak için anahtar kelimeleri doğru kullanın.
  • Görsellik: İçeriklerinizi görsellerle destekleyerek daha ilgi çekici hale getirin.
  • Düzenli Yayınlama: Belirli bir yayın takvimi oluşturarak takipçilerinizi memnun edin.

Unutmayın: Ücretsiz blog içeriği oluşturmak, içerik pazarlamasında başarılı olmanın ilk adımıdır. Ancak kaliteli içerikler üretmek ve düzenli olarak yayınlamak, uzun vadede başarıyı getirecektir.

Okuyun >>>

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Dümensiz gemi

Yazılarınızı nasıl yazarsınız? Önce başlık koyarak mı başlarsınız, yoksa yazınız bittikten sonra mı başlık koyarsınız? Bence başlık konulmadan başlanan bir yazı sonu nereye gideceği belli olmayan bir yola çıkmak gibidir. Yani dümensiz gemiye benzer, başlanan bir yazı akar da akar ama daldan dala konar gider.


Siz hiç dümensiz bir araç gördünüz mü? En ilkel taşıtta bile bir dümen veya nereye gideceğini tayin eden bir basit mekanizma vardır. Bakın son model uzay araçlarında bile bir dümen yok mu? İşte benim savunmam bu. Her yazının başlığı önceden tayin edilip, konu bu başlık altında dönmelidir.

Bu konuyu neden ele aldığıma gelince, tarihin birinde bu konu hakkında bir yerde bir yazı okumuştum; ' Yazı bittikten sonra başlık koyun' diye yazıyordu..! Başka tüm yazılarda da şu şekilde konu değerlendirilmiş.
Bir yazıya verilen ada başlık denir. “Kitabın adı, bölümün adı, konunun adı, paragrafın adı...” birer başlıktır. Başlık, bir yazının neyi anlattığını, ya da bu yazının yazılma gerekçesini sezdirecek bir özellik gösterir. Kısaca konuyu tanıtan, ana düşünceyi birkaç sözcükle yansıtan sözdür.
Sonuç olarak önce başlık atınız ve rotanızı takip ediniz, dümensiz gemi her zaman yolunda kaybolmaya mahkumdur..! Yazarlife / 2017
Okuyun >>>

2 Haziran 2017 Cuma

Engelsiz Dünya

Engelsiz dünya. Bugün işim icabı çarşıda dolaşırken, tekerlekli sandalyede bana doğru bakan güzel bir hanımefendi; "Biraz vaktinizi alabilir miyim?" diyerek bana seslendi.

Biraz ürkek ve çekingen bir ses tonuyla "Derneğimiz için bu dergilerden satıyoruz, almak ister misiniz?" dedi. Arkasından da ekledi "Makbuz karşılığında Engelliler Derneği'mize, yardım eder misiniz?"

Bu sözlerin ardından derginin ne kadar, kaç lira olduğunu sordum. Bana verdiği cevap yine mütevazi bir üslupla "Siz ne kadar öderseniz" oldu.

Dergiyi biraz inceledikten sonra; ama burada 5 lira fiyatı yazıyor, neden hakkını istemeye çekiniyorsun dediğimde gülümseyerek "Vermiyorlar ki yani almıyorlar" dedi. Derginin gerçek hakkını ödeyerek bir tane dergi aldıktan sonra işime geri döndüm.


Bu insanlar engelli değil, kendileri için engelsiz bir dünya yaratmaya çalışan yüreği güzel insanlar. Kendi sosyal yardım çalışmaları için bile kendi haklarını istemeye çekinen ve bir adet daha derneklerine tekerlekli sandalye kazandırmak için bu sıcak günlerde severek bu işi yapan gönüllüler.

İnanın bu insanlar için yaşam çok zor. Sadece yollar ve kaldırımlar için daha önce  bir yazı yazmıştım ve görme engelli vatandaşlarımız için 'Sesli Kitap' adlı yazımı da okumanızı tavsiye ederim. Bu insanlar hayatın tüm kesiminde önemli derece de zorluklarla karşılaşıyorlar. Sadece tekerlekli bir sandalyeye sahip olmak onlar için bu hayatı kolaylaştırmaya yetmiyor tabi.

Mesela yine çok uzun bir zaman önce ulaşım istasyonlarında ki engelli asansörleri ile ilgili bir yazı daha kaleme almıştım. Merak edenler için o yazımı da buradaki linke tıklayarak okuyabilirsiniz. Selamlarımla. 02.06.2017 / Yazarlife


Okuyun >>>

21 Mart 2017 Salı

Sosyal Yalnızlık

Sosyal yalnızlık gibi bir hastalık var. Biz kabul etsek de etmesek de. Gün içinde ne kadar işimizde olsak da mutlaka iki dakikalığına da olsa telefonumuzu veya bilgisayarda sosyal alemi bir turlayıp çıkarız. İşte ki ortamdan uzaklaşmak diye bir şey varsa ya bunu dışarı çıkıp sigara içmek yada sosyal hesaplarımızı gezmekle geçiririz.

Bende sosyal alemi iyi kullanan biri olarak gün içinde çoğu zaman telefonun mobil internetini kapamak da buluyorum çareyi. Yoksa veba mikrobu insanın her yerini kaplayan bu hastalık ne kadar da olsa bizi bir sosyal yalnızlığa itiyor. Konuştuğum kişilerin çoğu hastalık lafını kendilerine yakıştırmamak da direnmekte ama ben buna inanmıyorum. Herkesin bir savunma tarzı var bu yaklaşıma; kimisi ben sadece Facebook kullanıyorum ne olacak ki ondan, bütün sosyal hesaplara üye değilim ki deyip kendini temize çıkarma çabaları görülmeye değer bence.

Peki tek hesaba sahip olan neyin yalnızlığını çekerken orada da tüm sosyal uygulamaları bir bir deneyip ben kendimi kaptırmam asosyal değilim ki ben demesi de güzel. Sonuçta biz buralarda zaman harcarken dışarıda akıp giden hayattan ne haber? En son bir arkadaşınızla ne zaman bir kahve içtiniz? Veya bir dostunuzla oturup şöyle güzel bir masada oturup sohbetin dibine vurup dertlenip ah çektiniz? Zannederim ben zaten bunları yapıyorum ki derken bile iki lafın arası telefonlar ele alınıp yanınızdakine ayıp olmasın diye hızlıca şöyle bir göz gezdirilip bırakıldı.


Hafta sonları güzel bir piknik havasında yakılan mangalların resmi çekilip İnstagrama atılırken, bakalım kaç like olmuş deyip telefonlar alınıp gezilir. Yanında bulunan insanların sohbetleri insanı tatmin etmezken orada alınan beğeniler ruhumuzu okşaması bence bizi daha çok cezb ediyor. Sizin paylaşımınıza yapılan beğeni ve yorumlar mutlu olmanızı sağlarken; sokakta, iş yerinde veya bir kafe de hiç tanımadığınız bir insan size gelip merhaba dese, bin tane aklınızdan kötü olay geçerken, burada tanımadığınız bir insan size aynı şeyi söylediğinde cevap verme eğilimi sizi dürtmesi normal mi?


Bazı konuştuğum kişiler aynen şöyle savunmada bulunmak da bu olaya; 'Ne olacak kibarca merhaba dedi' eyvallah da aynı olaya niye başka yerde olunca kim bu sapık diye yorum getirip millete kötüsün damgasını vuruyorsun?

Daha önce yapılan bir araştırma sonucu, küçük bir sosyal grup üyesi olan bireyin ya da hiçbir sosyal grubu olmayanların, kalp hastalığı riskine daha yatkın olduğuna dair deliller ortaya koymuş. Son çalışmada, bu delillerden yola çıkılarak, denekler izlenmiş.
Bizde yalnız kalmaktan değil, sosyal alemin içinde olma çabamızdan dolayı, telefonların yaydığı radyasyon riski yüzünden zannedersem hastalığa yakalanacağız. İçsel bir dürtü olan yalnızlık kavramı; kişilerin kaderi değil tercihleri sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Sonuçta ne olursa olsun yalnızız dostlarım. Saygılarımla :) Yazarlife / 21.03.2017


Okuyun >>>

4 Şubat 2017 Cumartesi

Sosyal alemden kaçmak

Bu yazımın başlığını sosyal alemden kaçmak olarak koymamın iki sebebi var. ilki bir müddet kafamı dinlemek için tüm kullandığım sosyal hesaplarımdan çıkış yaparak sadece telefonumu kendi işlevinde kullanmak, ikinci sebebine gelince gerçekten yorulmuş olmamdan dolayıdır.


Acaba sosyal hesaplarımı komple silsem mi ? Yoksa şimdilik sadece çıkış yaparak kullanmayayım diye düşünürken, ne olur ne olmaz, belki yine lazım olurlar diye silmeden çıkış yaparak öylece bıraktım...

Bir hafta gerçekten iyi oldu benim için. Zira elim telefonum çalmadığı sürece cebime gitmedi ve şarj olayından da yırtmış oldum. Artı gerçekten insanı ister istemez yoruyormuş, bunu anladım. herkese laf yetiştirmek, bir şey paylaştığımda yapılan yoruma karşı yorumlarda bulunmak, hadi bu sosyal hesap ile uğraşırken diğerinden gelen bildirimi okumaya çalışmak falan bu neymiş arkadaş ya biz kendimize ne yapmışız böyle..


Daha önce okumaya başlayıp bir türlü bitiremediğim kitabıma geri dönüp bitirme şansını buldum, akşamları dost sohbetlerine katılarak onları ne kadar özlediğimi fark ettim, aileme ve çocuğuma daha fazla vakit ayırdım, fotoğraf çekme hastalığım vardır ve arşivime nice yeni resimler ekledim.

Tabi sosyal alemi yerinde kullansak kendimize de bu zulmü yapmayız bence. Hele yazı yazıyor veya ürettiğiniz eserlerinizi tanıtmak için sosyal alem gerekli bir yerde. Benim yaptığım bu tasarrufu sizinde denemenizi tavsiye ederim. Selamlarımla...

Etiketler: sosyal alem,telefon,fotoğraf,kitap
Okuyun >>>

20 Haziran 2016 Pazartesi

Neden Blog Yazıyorsunuz?

Neden blog yazıyorsunuz?  Bugün epey yazı yazmak için fırsat buldum. Ramazan dolaysıyla senelik izinde olduğumdan fırsat bu fırsattır deyip oturdum bilgisayarın başına. Bu bilgisayar kelimesi de oturup düşündüğünüzde ne kadar saçma geliyor insana. Gerçi ilk çıktığında computer denmesi daha saçma ama zamanın ruhuna uyan bir isimdi. Alın size bir yazı konusu daha. Yazacak bir şey bulamıyorum diyen arkadaşlara duyurulur.


Kendim İçin Yazıyorum

Neden blog yazıyorsunuz? Sorusuna cevabım, ben kendim için yazıyorum. Bazı yazılarım Blogger eklentileri ve HTML kodlar üzerine olmakta. Bu konuda ki bilgilerimi paylaşmak hem benim hoşuma gidiyor hem de bir nebze de olsa bu konuda sıkıntı çeken arkadaşlara yardımcı olabiliyorsam ne mutlu bana..! HTML kodlarla ilgili ayrıntılı bir sitem olan www.sitenekodekle.org ve www.sitekods.com olsa da burada da paylaşımlarda bulunuyorum.


Blog Yazmak Bence Zevk İşi

Bu blog sitemi belirli konularda yazmak için kısıtlamadım. Blog sitelerini çoğu bloggerlar konu konu ayırıyor. Bende diğer sitelerimde bu şekilde yayın yapmaktayım. Böyle aynı konuları bir blogta toplamanın faydası okuyucu için daha sağlıklı. Okuyucu ihtiyaç duyduğu konuya daha çabuk ve kısa zamanda sağlıklı bir şekilde ulaşabilmekte.

Bu blog sitemi açarken, bunu kendime ayıracağım diye yola çıktım. Diğer siteler de benim elbette ama oralarda her konuyu yazmak paylaşmak hem o sitenin yayın amacına ters olabilir hem de alakasız bir konuda yayın yapmak okuyucunuzu dağıtabilir.

Blog yazmak bence zevk işi. Her işte olduğu gibi severek yapılmayan işler, zaman içinde size ızdırap verir, yaptığınız o işten soğumanıza sebep olur.

Onun içindir ki bıktığınız zaman yazmayı bırakın. Gidin dolaşın, arkadaşlarınızla veya ailenizle vakit geçirin, kitap okuyun veya müzik dinleyin, film seyredin. Bunları daha da uzatabilirim. Yazmak için kendinizi zorladıkça daha çok kafaca o ortamdan uzaklaşacaksınızdır. Sadece kendiniz için yazın. Şu okuyacak, bu okuyacak, onu yazmayım veya şunu yazmayım diyerek blog yazısı yazılmaz.


Konu Bulamamak

Konu bulamamak üzerinde sıklıkla söylemler duruyorum. Aslında bununla ilgili tek bir yazı yazmam gerek. Çeşitli yazılarımın içinde bu konuya yer verdim ve vermeye devam edeceğim. Eğer verdiğim örneklerden de bir yazı konusu çıkaramayan kişinin bilgi ve düşünce arşivi zayıftır. Bu böyle olunca istediğiniz kadar güzel ve süper bir site kurun içine koyacak bir materyaliniz yoksa, yazacak bir şey bulamamak normaldir. Hiç bir şey bulamıyorsanız şimdi pek bir popüler olan 10 adımda şu, 5 adımda bu gibi başlıklı, fazla görsele dayalı içerikler oluşturup yazabilirsiniz.


Çektiğiniz Fotoğraflardan Bir Blog Hazırlayın

Gençlik yıllarımda yani lise dönemlerinde fotoğrafçıda çalışmıştım. O zamandan beri fotoğraf işlerine ilgim vardır. O dönemlerde otomatik fotoğraf makineleri çok az kişide vardı. Otomatik dediysem dijital fotoğraf makinelerinden bahsetmiyorum. İçine 24 veya 36 pozluk filmler konulup kullanılan makinelerden ve Tab edilmeyi (Baskı için filmi yıkamak) bekleyen filmlerden ne çektiğimizi ben bilirim. Şimdi ise hepimizin elinde son teknoloji telefonlar, tabletler bu işi kolayca yapmakta. Bende telefonumla gezerken bana önemli ve güzel gelen bir kareyi hayatta kaçırmam, mutlaka fotoğrafını çekerim.

Sizde mutlaka çoğu anınızı fotoğraflayıp paylaşıyorsunuzdur. Bunları sosyal alemde paylaşarak emek harcayana kadar çektiğiniz fotoğraflardan bir blog hazırlayıp üzerlerine birer sayfa yazı yazabilirsiniz. Sonuçta ne iş yaparsanız yapın başkaları için değil kendiniz için yazın.
( Yazarlife / 2016)

Etiketler: blog, html, neden blog,
Okuyun >>>